The argument in favor of using filler text goes something like this: If you use real content in the Consulting Process, anytime you reach a review point you’ll end up reviewing and negotiating the content itself and not the design.







Son yıllarda teknolojinin iş hayatımıza ve mesleklerimize etkisini, bazen korkarak bazen hayranlıkla konuşuyoruz. Bir dönüşüm yaşandığı konusunda hepimiz hemfikiriz. Peki, siz de benim gibi sadece teknolojik dönüşümün değil, insanın işe bakışında da derin bir değişim yaşandığını düşünenlerden misiniz?
Kuşaklar hakkında derinlemesine bir uzmanlığa sahip olmasam da, X’ten sonra Y ve Z kuşaklarının, klasik anlamda “kariyer”e yüklenen değerleri sorgulamaları ile bakış açılarının da çeşitlenmeye başladığını yadsıyamayız. Eskiden ünvan alarak terfi etmek çalışanların hayatında çok büyük bir adımken, artık bu gibi ünvanlardan ziyade o ünvanla nasıl bir iş bütünlüğü ve anlam oluştuğu daha çok öne çıkmaya başlıyor.
Özetle yeni dönemde bu kuşaklar için artık “ne iş yaptığın” değil, “neden ve nasıl yaptığın” daha belirleyici bir hale geliyor.
Çeşitli araştırmalar, çalışan bağlılığının giderek azaldığını ortaya koyuyor. Bu düşüşün en temel nedenlerinden biri ise anlam eksikliği. Günümüzde insanlar, çalıştıkları kurumlardan yalnızca maddi karşılık değil; değerleriyle örtüşen, onlara anlam duygusu veren bir bağ da bekliyor. Bu durum, bireysel bir eğilim değil; iş dünyasında yaşanan kolektif bir dönüşümün habercisi.
Victor Frankl’ın “İnsanın Anlam Arayışı” adlı kitabını ilk okuduğumda, şu cümle beni derinden etkilemişti; “İnsanın anlam arayışı, en temel motivasyonudur”.
Anlamın yalnızca özel hayatta değil, hayatın büyük bir kısmını kaplayan iş yaşamında da olması gerektiğini hatırladım. Kurumsal geçmişimde, yaptığım işin değerlerimle örtüşmediği zamanlarda ne kadar sıkışmış hissettiğimi çok net hatırlıyorum. Ancak ne zaman ki hayata geçirdiğim bir proje, içsel değerlerimle hizalansa, o zaman etrafıma ışık saçtığımı, kendimi daha bütün hissettiğimi fark ediyordum. Bu etkiyi yönetici baskısı, para ya da ünvan yapamaz. Bunu ancak yaptığımız işle bağlantıda olmak, anlam bulmak yapabilir. Kişisel olarak yaşadığım bu farkındalık, bugün kurumsal hayatta anlam arayan birçok profesyonele eşlik etme isteğimin de temellerini oluşturuyor.
Bazılarınız “Gelişimsel Organizasyon” modelini biliyor olabilir. Burada, insanların sadece iş sonuçlarıyla değil, potansiyellerini geliştirme süreçleriyle de desteklenmeleri gerektiğinden bahsedilir. Bu anlayış, günümüz çalışanlarının öğrenmeye, geri bildirime ve psikolojik güvenliğe verdiği önemi açıklar. Çalışanlar haklı olarak, kendilerini bir “pozisyon” olarak değil, bir “özne” olarak görmek istiyor.
Diğer yandan, iş yerinde kurulan ilişkilerde samimiyet giderek daha kritik bir değer haline geliyor. Ben kişisel olarak şeffaflık, duygu paylaşımı ve içten iletişime olan ihtiyacımızın her zaman var olduğuna inananlardanım. Ama sanıyorum pandemiden sonra hepimiz bu ihtiyacımızla biraz daha yüzleştik. Brené Brown, “Cesaretle liderlik etmek, savunmasızlığı kucaklamayı gerektirir” derken tam da bu noktaya işaret eder. Brown’un araştırmaları, psikolojik güvenlik ve duygusal açıklık sağlayan kurumların daha yenilikçi, bağlı ve üretken olduklarını gösteriyor. Bu etkinin nasıl bir şey olduğunu, bu kültürlerde çalışan arkadaşlarımız çok iyi tanımlayacaktır.
Şu anda freelance çalışan biri olarak, kendi işimde anlamı ve değer uyumunu kurmak tabiki daha kolay. Esas hedefim de, bu deneyimi kurumsal hayatta zorlanan profesyonellerle paylaşmak. Özellikle anlamdan uzaklaştığında tükenen, ama içsel pusulasını yeniden bulduğunda dönüşen beyaz yakalıların sayısının hiç de az olmadığını biliyorum. Bu yolculukta onlara eşlik edebilmek, kurumsal hayatın içinde de anlamın, iyilik halinin ve bağlılığın mümkün olduğunu hatırlatmak en büyük motivasyonlarımdan biri.
Özetle bir çok bulgu, iş dünyasında yapısal bir dönüşümün hali hazırda yaşandığını gösteriyor bizlere.
Kurumlar, yalnızca stratejiyle değil, samimiyetle; yalnızca hedeflerle değil, anlamla ilerlediklerinde, emin olun, gerçek yetenekleri o kuruma çekebilecekler ve pek tabi, bu dönüşüm, sadece bireylerin değil, liderlik anlayışının ve kurum kültürlerinin de yeniden tanımlanmasını sağlayacak.
Zaten anlamın olduğu yerde bağlılık, samimiyetin olduğu yerde ise güven ve verimlilik kendiliğinden filizlenmaz mi sizce de? Doğru iklimi yaratın bırakın gerisi gelecektir.
Şebnem Temirhanoğlu
